Türkiye’nin İnternetle Kör Dövüşü

Ülkemiz bir yandan AB’ye girmek istiyor, ‘muasır medeniyeti’ yakalamak istiyor; öte yandan bir sayıma göre 10 bin, bir başka sayıma göre de milyonlarca web’i yasaklıyor. Öte yandan internetle ilgili yapılanmalar, büyük bir dağınıklık, yer yer kör dövüşü havasını veriyor. Türkiye adını koymadan adeta internetle şavaşıyor. Ben bunu ‘Don Kişot, Devekuşu, Harakiri’ metaforları ile anlatıyorum. İşin özünde, Türkiye’nin internetin temsil ettiği değişimi algılayamadığı gerçeği yatıyor. Körlerin fili tanımladığı efsanedeki gibi herkes interneti kendi gördüğü, işine geldiği gibi algılamak istiyor. İnternetin, Sanayi Devrimi boyutlarında bir devrimsel gelişmeyi temsil ettiğini toplum önderlerinin bile kavradığını söyleyebilmek zor. Türkiye interneti 18 yılını 12 Nisan’da dolduracak. 18 yıllık sancılı bir süreç yaşadık. Yasaklar son yıllarda hayatın bir parçası haline geldi; internet, “saldım çayıra mevlam kayıra” sloganını andıran bir politikasızlık ile bugünlere geldi.
İnternet hiçbir ülkenin tek başına denetleyemediği çok uluslu bir yapıdır. Ülkemiz ise interneti büyük ölçüde basılı malzeme/medya olarak algıladı, uluslararası boyutu görmezden geldi. 5651 no’lu yasa, çocukları korumak gerekçesiyle, topluma ‘temiz internet’ vaat etti. Ve bunu yaparken çok parçalı bir yapı oluşmasını sağladı.
Bugüne kadar 10 bin civarında web kapatıldı. Web’in sahibine ceza ya da tazminat davası açılan veya karara itiraz davaları ise bir avuçtur. Mahkemelerin verdiği yasaklama kararları geçici tedbir kararlarıdır. Ama hemen hepsi, bir yargılama yapılmadan sürmektedir. Hemen hepsinde, usulüne uygun bir uzman kişiden görüş alınmamış, savunma alma çabasına girilmemiştir. Bir başka haksızlık da, üçüncü tarafların karar itirazında usul yönünden yaşanıyor. Örneğin, bir şikâyet üzerine Youtube kapandı. Kararın uygulaması çoğu zaman 1 haftayı geçiyor. Usül kanunu 1 hafta içinde itiraz etme hakkı veriyor. Bu youtube için anlamlı olabilir; ama youtube’da videoları olan bir şirket ya da sıradan bir internet kullanıcısı için çok anlamsız oluyor. Örneğin, biz INETD olarak youtube kararına itiraz edince, “geç kaldınız” cevabını aldık. O nedenle AİHM’e gitmek zorunda kaldık.
Yasaklamalar yargılama yapılmadan ya da hiç hâkim kararı olmadan pratik olarak ilelebet uygulanıyor. Yasakların ne kadar adil olduğu ve ne kadar geçerli olduğu ayrı mesele.
Ülkemizde bilerek ya da bilmeyerek Don Kişotvari internete saldırılıp, onun kurallarını değiştirilmeye çalışıyor. Kitap, dergi yasaklama alışkanlığı ile web’ler yasaklanıyor. Bu yasakları kullanıcıların en az yüzde 25’i deliyor. Yasakları çocukların bile kolayca delebildiğini AB Bakanımız açıkladı, ama yasaklar devam ediyor. Bu tam devekuşu efsanesine uygun: Yasağın gittikçe artan oranda delindiğini bilerek yasağa devam ediyoruz. Kimi cezalandırıyoruz? En fazla yurttaşlarımızı cezalandırıyoruz.
İşin özüne inince, ülkemizin fikir ve ifade özgürlüğüne pek alışık olmadığımız gerçeği karşımıza çıkıyor. Bu yasaklar önemli ölçüde, devletimizin kendi ifade özgürlüğü normlarını hem tüm yurttaşlara hem de tüm dünyaya empoze etmeye çalıştığını görürüz. Halbuki uygarlığın gelişmesinde kilit kavramlardan biri ifade özgürlüğüdür. İfade özgürlüğü, aykırı düşüncelerin, toplumun çoğunluğunu rahatsız edici farklı görüşlerin ifade edilmesi ve bu görüşlere erişimi kapsar; bunun için vardır. İfade özgürlüğü, bir toplumun kendini düzeltmesi için en önemli geri besleme yapılarından biridir. Bu nedenle, internet yasaklarına karşı tutarlı, sürekli bir mücadele gerekir.

Birgün 13 mart 2011

http://www.birgun.net/sunday_index.php?news_code=1300026953&year=2011&month=03&day=13